“Bir varmış, bir yokmuÅŸ;

Uzun zaman önce, içinden deniz geçen bir şehirde birbirinden uzak iki canlı varmış. Biri yaşını almış, akıllı bir bilge leylek, diğeri daha yeni hayatı anlamaya çalışan dişi bir serçe. Serçe kendi çöplüğünde yaşamını sürdürüp, olan biteni anlamaya çalışa dursun, leylek yılların ve aklının verdiği güçle dolanır dururmuş. Kimin başı sıkışsa, ona sığınır, derdine derman beklermiş. Öyle heybetliymiş ki leylek, kanatlarını açıp havada süzüldü mü herkes onun leylek olmadığını bile düşünürmüş. Ormanın kralı derler ya aslan için, o da gökyüzünün kralı gibiymiş. Namı tüm kanatlı canlılar arasında bilinirmiş. Her şeyi bilirmiş çünkü leylek. Her konuda fikri, her alanda deneyimi varmış. Günün birinde leylekle, serçe karşılaşmış bir yerde. Serçe, leyleği görünce onun kim olduğunu bilememiş. Biraz konuşunca leyleğin ne kadar akıllı olduğuna şaşırıp, ona hayran kalmış. Leylek de sevmiş serçe ile konuşmayı. Pek bir şey bilmemesine rağmen anlattıklarını hemen anlar, uygular bir de üstüne ona her gün yeni şeyler sorarmış. Günler geçmiş, leylek, serçeden, serçe leylekten ayrılmaz olmuş. Leylek arada uçup gitse bile gittiği yerlerden serçeye selam yollayıp, halini sorar, serçe de ondan gelecek haberlerle sevinir, mutlu olurmuş.

Sonra bir gün bir fırtına kopmuÅŸ. Öyle büyük bir fırtınaymış ki serçe leyleÄŸi bırakmış.” Leylek serçein yolunu gözlemiÅŸ… Belki fırtınadan kurulur da geri gelir diye. Ama duramamış, fırtınanın içine dalmış, belki de hakkı olmadan, serçeyi aramış. Sonunda buluÅŸmuÅŸlar fırtına dindiÄŸinde ana serçe bir baÅŸka serçe gibiymiÅŸ. Leylek anlamaya çalışmış, düşünmüş durmuÅŸ. Sonunda serçeinin de artık büyüdüğünü fırtınalar göğüs gerdiÄŸini ve kendi kanatlarıyla, kendi sürüsüyle uçmak istediÄŸini anlamış.
Anlamasına anlamış da nasıl yapacakta serçenin uçmasına izin verecekmiÅŸ. Ä°ÅŸto o anda gök yüzü yine aydınlanmış, serçenin uçtuÄŸu gün gibi bir aydınlıkmış. Leylek dışarıya baktığında serçeyi görmüş, mutlu, heyecanlık dostlarıyla yeni sürüsü ve arkadaÅŸlarıyla uçuyormuÅŸ. O an karar vermiÅŸ leylek, o diyarlada olmak hem kendisine hem de serçeye zarar verecekmiÅŸ. Ä°lk bacanın üstüne konmuÅŸ, oraya yeni bir yuva yapmış, ama bu baca fabrika bacası deÄŸil vapur bacasıymış almış onu götürmüş uzaklara. Serçe de leyleÄŸin gitmesine bir sebep bulamamış ama o da kapatmış kapılarını, kesmiÅŸ sesini, duymasın leylek diye. Leylek uzaklarda yaÅŸamaya çalışmış ama nafile… Özlem… hem de ne özlem. Özlem olur da bukadarı da olurmuymuÅŸ. Karar vermiÅŸ son bir kez uçup gidecekmiÅŸ geldiÄŸi diyarlara. Bir görüp de hemen dönecekmiÅŸ uzaklara. Belki, belki de serçeden bir haber alır güler yüzünü, ÅŸakıyan sesini duyarım diye düşünmüş.

Uçmuş gitmiş doğduğu yerlere, koklamış havasını, içmiş suyunu. Tam dönecekmiş ki, serçe çıkmış karşısına. Bana borcun var demiş. Bir açıklama borcun. Leylek düşünmüş haklı serçe; O zaman demiş sana ancak şunu söyleyebilirim:
AteÅŸ kendini bile yakar,
Söndürmek için ummanlar bile yetmez,
Ama ateşi söndürecek yine ateştir.
Uçmuş leylek, kalbini, aklını bırakarak. Gelmek üzere doğduğu yerlere.
O topraklar onu çağırdığında.

Bu masal böyle bitmemiş ama anlatan bana bu kadar anlattı.

Posted by Tashan on Wednesday, March 10, 2010