“Her şey detaylarda gizli”… Öyle mi gerçekten. Yoksa… Yoksa biz gizlemek istediğimiz şeyler için konuyu detaylandırıp, çeşitlendirip, uzatıp aralarına da gizlerimizi mi serpiştiriyoruz? Açık olmak, doğrudan anlatmak yerine hep anlaşımayı bekleyip, anlaşılamayınca da ip uçlarını detayların arasına mı yerleştiriyoruz?
Ya da detaylar önemsiz diye onlara gereken ilgiyi göstermeyip, düşüncelerimizi, hareketlerimizi, duygularımızı ilk halinde işlenmemiş olarak onlarla bırakıp yolumuza devam ettiğimiz için midir, her şeyin detaylarda gizli olması? Bir yolculuğa çıkarken sadece varacağımız yeri ve orada yapacaklarımızı düşünmekten, oraya nasıl, hangi yoldan ve hangi araçlar gideceğimizi ve bu yolculuk sırasında yaşayabileceklerimizi göz ardı mı ediyoruz?
Belki de, hiç bir anlamı olmayan şeylere bir değer verme arsusu ile onlara bakıp bakıp bir sonuca ulaşamayınca, tıpkı bulutların şekillerini benzetircesine detaylarda bir şeyler mi arıyoruz? Orada olmayan ama bizim bulmak istediğimiz şeyler… Aslında bir bütünü bir çok detay yaratır ama siz bütünde görmediğiniz şeyleri detayda aramaya başlarsanız ulaşacağınız nokta o tümü yaratan detayların değil sizin o detaylarla gitmek istediğiniz yer olacaktır. O bütünü yaratanın kullandığı detaylar artık sizin tablonuzu yapmaya başlayacak ve ortaya çıkan resim bambaşka bir resim olacaktır.
Bir gün sizde detaylarda gizli olan bir şeyleri aramaya başlarsanız, yada bazı gizli şeylerin cevabının detaylarda olduğunu düşünürseniz, ilk önce o detay diye baktıklarınızın aslında oraya bilinçli olarak konulduğunu düşünün. Belki de size detay olarak gelen şeyler o ressamın tüm hayatıdır.